karapapak 的个人资料«¤´°_ kıyмєт вįlįŋ kį; k...照片日志列表 工具 帮助
12月13日

BUNLARDAN SONRA..

 

ana..sevecen,
baba..gülecen..
eylem..müstehcen!
doğum..bunlardan sonra..

 

saglık..gerek.
huzur..erek.
sevgi..dilek!
para..bunlardan sonra!

 

bilgi..olmazsa olmaz.
kültür..eski beste..ince saz!
eğitim..önce naz,sonra niyaz..
mevki..bunlardan sonra!

 

flört..davet!
tutku..esaret..
aşk..evet..evet..evet!
evlilik..bunlardan sonra!.

 

haylazlık..üzmeden..
çapkınlık..azmadan..
sarhoşluk..sizmadan..
kumar..bunlardan sonra!.

 

eş..elma'yi yedirir!
İş..çarklari döndürür..
çocuk..nesli sürdürür..
aile..bunlardan sonra!.

 

zeka..beyinde bir dans..
yetenek..doğusta avans!
akıl..kazanılır şans!
başarı..bunlardan sonra!.

 

sabır..kilit taşı..
ölçü..aklın yoldaşı..
hoşgörü..bakmaz şaşı!
olgunluk..bunlardan sonra..

 

nezaket..inceldikçe..
tevazu..ögrendikçe..
adalet..güçlendikçe..
insanlık..bunlardan sonra!.

 

meslek..öğrenilmeli..
karar..irdelenmeli..
azim..sürdürülmeli..
ümit..bunlardan sonra!.

 

inatçi..yaşanılmaz..
cahil..konuşulmaz..
yobaz..tartışılmaz..
kötü..bunlardan sonra!.

 

hırs..gözleri karartır..
nefret..ömrü kısaltır..
kıskançlık..aklı azaltır.
ölüm..bunlardan sonra!..

 


12月11日

BOYCOTT of ISRAEL

 
 
BOYCOTT
  Alacağınız her yahudi markalı ürünlerle filistinde ve ırakta müslümanlara atılan bombalara ve sıkılan kurşunlara ortak olduğunuzu unutmayın!!!
 
            
 
        
 
        
 
     
 
           
 
  
 
 

arasan karapapak

职业
地点
Canım Turkiye'm hindi yurdu değildir..!!
Bu vatanın evladları Türkiye Cumhuriyeti'nin hizmetindedir..!!
herzaman..!!
Ne Mutlu Türk'üm Diyene!!




My Turkiye isn't country of turkey..!!
Children of Turkiye are service of the Turkish Republic..!!
Always..!!
she is a lucky person who can call herself a Turk!

«¤´°_ kıyмєт вįlįŋ kį; kıyмєтįŋįz вįlįŋє.. _°`¤»

بســـم الله الرحمن الرحيم
没有添加内容。
第 1 张,共 19 张
12月11日

İki Osmanlı Askeri...!!!

İki Osmanlı Askerinin İbret verici hikayesi,
Kendi ülkemizde, onların cesaretlerinin sadece onda birine
sahip olsaydık, ülkemiz şimdi bu durumda olur muydu?....
 
 
 

İki Osmanlı Askeri

 

   Yıl 1912, İngilizler Hindistan'ı işgal eder, Raca Osmanlıdan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte sadece 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'da karaya çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.

   Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahiıp İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Esir tutuldukları İngiliz gemisi Avustralya'ya geldiğinde, iki Osmanlı Askeri bir yolunu bulup gemiden kaçarlar.

   Bir süre sonra, adı Karadeniz Diyarından Menteşoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa başlar. Karahisar Diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.

   1918'de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı Askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar. Biz Osmanlı Askeriyiz ve Avustralya'da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler. Alırlar kağıdı kalemi ve yazarlar:

 

Sayın Avustralya Başkanı Ekselans Hazretlerı,

Biz iki Osmanlı Askeri, ülkenizde bulunuyoruz, duyduk ki devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı Askerı olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.   Bu bir Osmanlı savaş fermanıdır.  Ekselansların bilgilerine duyurulur.

Karahisar diyarından                   Karadeniz diyarından

Tarakçıoğlu Mehmet                   Mentesoglu Abdullah

 

   İki Osmanlı Askeri, Sidney'in 250 km uzağında karlıdağlar denilen bölgede once virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler ve üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basarlar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.

   Ne oldugunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı Askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve mektubun atıldığı bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı Askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur ve iki Osmanlı Askeri bu dağlarda şehit edilir.

   İki askerin şu an mezarı Sidney'e 250 km uzakta karlıdağlar'da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı Askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize (Hindistan asıllı) diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar Diyarı, ne de Karadeniz Diyarı diye bir bölge yok.

 

(Bu bilgi Hindistan büyükelçiliği'nin açıklamasından çıkarılmıstır.)

8月1日

hadi hep beraber "NO" diyelim..

Arkadaşlar Siyonist CNN Kanalı Web Sitesinde bir anket düzenliyor.
İsrail Ordusunun Lübnanda yaptığı hareketin haklı ve adil olduğunu düşünüyormusunuz diyor?
Do you think the Israeli military response inside Lebanon is justified?

Anketi Cevaplarsanız çok iyi olur.

Cevap "NO" olarak işaretleyebilirsiniz. (Bunun haksız bir davranış olduğunu belirtmek için)

İşin garibi yüzdeler eşit. Yani anketi oylayan kişilerin %50 si İsraili haklı buluyor.

Bu arada Savaşı durdurmak için ben ne yapabilirim sorusuna cevaben, acizane bu maili size yolluyorum. Siz de arkadaşlarınıza yollarsanız çok iyi olur.

Belki bir gün bu anket bir zalim devlet ile Türkiyeyi konu alabilir.

İşte Anket Linki: (Sayfada Sağ Alt Köşede)


http://edition.cnn.com/2006/WORLD/meast/07/13/mideast/index.html





Hi Friends, There is a poll about Israel - Lebanon War in the web site of Zionist CNN Channel.

"Do you think the Israeli military response inside Lebanon is justified?"

Please answer "NO"

May be results will shock you because the percentage are closer %50.

When I asked myself how can I stop or protest this War and I found this news and send you the link below. Please do not forget the send this mail or link to your friends vote.

May be one day this poll is about another Cruelity against your country.

Thank you.

http://edition.cnn.com/2006/WORLD/meast/07/13/mideast/index.html
4月8日

Tecavüz kurbanı Iraklı kadının feryadı

Halkıma, Ramadi'nin, Halidiye'nin ve Felluce'nin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara...
Bu size, Amerikan-siyonist hapishanesi Ebu Garib'ten kardeşiniz Nur'un mektubudur.
İnanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum.
Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyurup sevdiklerinizle bir arada otururken bizim maruz kaldığımız aşağılanma ve çektiğimiz açlığı, sizler su içerken çektiğimiz susuzluğu, sizler derin uykuda iken Amerikalılar'ın bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı, bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini nasıl anlatabilir, nasıl kelimelere dökebilirim...


Ey kardeşlerim; kamyonlarınızı ve arabalarınızı Amerikan malları taşırken gördüğümüzde kalbimiz sıkışıyor. Çünkü o araçlar benim halkıma ve ülkeme ait.

Yüreğim kan ağlayarak şöyle diyorum: Allahım! Benim insanlarım, haysiyetlerini ve şereflerini bir avuç Amerikan Doları'na satmış. Yaşadıklarımızı ve kirletilen onurumuzu düşündükçe gözlerimden yaşlar boşanıyor.

Ey kardeşlerim;

Amerikalılar'ın elinde ne ızdıraplar çektiğimizi, neler acılar yaşadığımızı, Allah aşkına, nasıl anlatıp nasıl kelimelere dökeyim.

Kardeşlerim;

Allah'a yemin ederim ki, yaşadıklarımızı dile getirmekten acizim. Bundan ar ediyorum. Ama yine de kelimelere sığınarak size olanları anlatacağım. Amerikalılar'ın bizlere yaptığı haysiyetsizlikleri, çektirdiği eziyeti, işkenceyi ve aşağılanmaları elimden geldiğince anlatacağım...

Hayvani zevklerinin aracı olmadığımızda, kendimizi şehvetlerine teslim etmediğimizde bizi nasıl öldüresiye dövdüklerini ifade etmeme izin verin...

Siz ey bizim dini liderlerimiz olarak ortalarda tozup gezenler!

Amerikalılar'ın bize reva gördüğü bu cinsel ve hayvani eziyetler karşısında hâlâ nasıl oluyor da açık alınla ortalarda görünebiliyorsunuz?

Peygamber Efendimiz'in en değerli hazineniz buyurduğu haysiyet ve şerefinizi çiğnetmekten pek sıkılmış gibi görünmüyorsunuz.

Bizi ve kendinizi birkaç dolar kırıntısı karşılığında pazarlardaki köleler gibi Amerikalılar'a ve Siyonistler'e mi sattınız? Haysiyet ve şerefinizi ne çabuk kaybettiniz?

Allah'ın bizi sizlere bir emanet olarak verdiğini ne çabuk unuttunuz?

Hani bizleri koruyacak, besleyecek ve namusumuzu asla çiğnetmeyecektiniz? Ne oldu size, verdiğiniz söze?

Amerikalılar, Ebu Garib'te namusunuzu her gün ayaklar altına alıyor. Mektubumu okuyanları, Allah adına, Ebu Garib Hapishanesi'ndeki vahşiliklere dur demeye çağırıyorum. Buradaki insanlığa sığmayan işkenceleri durdurmak için sesinizi yükseltmeye davet ediyorum. Burada yapılanlar, Siyonistler'in hapishanelerde Filistinli gençlere ve kadınlara yaptıklarından daha berbat.

Orada fiziki işkence yapıyorlardı. Oysa burada her gün ırzımıza geçiyorlar. Vahşi, kana susamış hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz ama kimsenin bizi duyduğu yok!

Eğer kalbinizde, ruhunuzda bir zerre insanlık, haysiyet, onur ve şeref varsa, birleşin ve bu hapishaneye saldırın. Gelin ve kurtarın bizi!

Elinize geçen bütün silahlarla bu hapishaneye saldırın! Hem onları hem de bizleri öldürün!!!

Biz çoktan ölüme razıyız. Burayı yerle bir edin!

Hepimizin karnında onların piçleri var! Çoğumuz hamileyiz! Biz dünden ölüme razıyız!

Size yalvarıyoruz; gelin ve kurtarın bizleri! Size, ailelerimize ve ülkemize daha fazla utanç vermemek için ölmek istiyoruz! Bizi öldürün! Size yalvarıyorum; Allah için bizleri, Amerikalılar'ı ve onların piçlerini öldürün!
Allah rızası için! Size yalvarıyoruz....
Bacınız Nur. (10 Nisan 2004)


Katliam, işkence ve toplu mezarlar


Cenk Kalesi'nde ve Kunduz-Şibirgan Cezaevi ekseninde binlerce esiri de onlar kurşuna dizmişti. Esirlerin bazıları açlıktan, susuzluktan ve havasızlıktan öldü. Ölmemek için birbirlerinin terini içti. Konteynerlardaki kurşun deliklerinden kan sızıyordu. Kunduz'da 8 bin kişi esir alındı. 500 kişi Cenk Kalesi'ne, 7 bin 500 kişi Şibirgan Cezaevi'ne nakledildi. Ancak cezaevine 3 bin 15 kişi geldi. Geri kalanlara ne oldu?

Katledilen esirler, şimdi Mezar'ı Şerif'in çevresinde açılan toplu mezarlarda. Görgü tanıkları, "ABD askerlerin esirlerin boyunlarını kırarak öldürdüğünü, üzerlerine asit döktüğünü, yüzlerce esirin çöle götürülüp ıssız bir yerde kurşuna dizildiğini, infaz emrinin bölgedeki ABD birliklerinin komutanı tarafından verildiğini" söyledi. Dünya sustu. BM bile soruşturma açamadı.

Guantanamo'da aynısını yaptılar. Ellerine parmaksız eldiven giydirilmiş, kelepçelenmiş, ayakları zincirli, ağızları, burunları ve kulakları kapalı, gözleri bağlı, görme, işitme, koklama ve dokunma güdüleri yok edilmiş esirler gördük. Suçları, vatandaşlıkları, kimlikleri ve gelecekleri olmayan... Her eylemin ulusal veya uluslararası hukukta bir karşılığı var. Hayvanların bile yasal hakları var. Bunlar ne?

Bu mektuptan sonra ne yazılabilir? Hangi söz, hangi cümle bir anlam ifade edebilir? Dünya, ABD ve İngiliz basınında birkaç resim yayınlanınca Irak'ta yaşananları dikkate aldı. Oysa yüzlerce resim, yüzlerce işkence, yüzlerce tecavüz, yüzlerce trajedi var. Bu resimler yeni değil. Ama kimse bunları yayınlamaya cesaret edemedi. Tecavüzlerle ilgili haberlere yoğun baskı uygulandı. Diplomatik misyonlar harekete geçirildi. İşkence ve tecavüz haberlerini okuyunca kaleme sarılıp böyle bir şey olmadığını kanıtlamaya çalışanlar: Hadi şimdi bir şeyler yazın! Irakta yaşananlarla
ilgili Ebu Garip'ten yükselen çığlıktan daha net kanıt olabilir mi? Biz bu resimleri aylar önce gördük. Daha yüzlercesi var.
 

 
3月21日

"REPUBLIC OF TURKIYE" olmalı..!!!

 

 

TÜM YURT DIŞI YAZIŞMALAR İÇİN VALİLİK AÇIKLAMASI

REPUBLIC OF
TURKIYE olmalı

Turkey kelimesi Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında ilk defa İngiliz kaynaklarında, biraz da alay ifade ederek kullanılmıştır. Bazı ülkeler kendilerini
GREAT=BÜYÜK, ÖNEMLI - olarak nitelerken Ülkemizin bir kümes hayvanı ismi ile anılması kabul edilemez. Kelimenin iticiliği ve ülkemizi ne şekilde ifade edeceği düşünülmeden adeta ülkemizin isminin İngilizce ifadesi imiş gibi Türkler tarafından da kullanılmış ve kullanılmaktadır.Özel isimler bir başka dilde de aynı şekildedir. Bir zamanlar Habeşistan olarak bilinen ülke tüm Dünyaya adının Etiyopya olduğunu ve bundan böyle Habeşistan olarak gönderilen hiç bir postanın alınmayacağını açıklamış ve tüm dünya Etiyopya adını kullanmaya başlamıştır. Ya Türkiye !, Bir kümes hayvanının adı ile anılıyor. Uluslar arası toplantılarda ülkemizi temsil eden başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm görevlilerin önünde "HİNDİ" anlamında "TURKEY" yazıyor. Bundan rahatsız olmamak mümkün mü ?Bir başka örnek ise Hindistan. Siz hiç uluslararası bir toplantıda Hindistan diye bir kelime gördünüz mü? Aynı hata. Hindistan bu ülkeye sadece Türklerin verdiği bir isimdir.Uluslar arası isim değildir. Malezya mal mı oluyor ? diyenler de aynı şekilde. Türkiye kelimesi başka bir ülkenin dilinde başka anlama gelebilir. Bu önemli değil. Bütün dillerde tek, tek ülkemizin adının iyi anlama gelmesi gerekmez. Ancak bir de uluslararası ülke isimleri vardır. Uluslararası toplantılarda bu isim kullanılır. Türkiye'nin uluslar arası toplantılarda adı İngilizlerin söylediği Turkey olarak geçiyor. Varsın İngilizler Turkey demeye devam etsin, Turchia, Turkia gibi değişik şekillerde söyleyenler var. Onlar da devam etsinler. Ancak uluslararası bir toplantıda ülkemizin adı bizim söylediğimiz şekilde Türkiye olarak geçmelidir. Diyorlar ki Türkiye kelimesinde bulunan "ü" harfi Avrupa dillerinde yokmuş, bu nedenle sorun oluyormuş. Avrupa Birliği toplantısında Türkiye delegesinin önünde Turkey=Hindi yazarken Yunanistan delegesinin önünde bırakın Latin harflerini Yunan alfabesi ile ELLAS yazıyor. Yunanlıların hiç bir harfi batı alfabesinde yok. Ülkesini ve dilini seven Yunan delegesini kutluyorum.

Türk delegesine söyleyecek söz bulamıyorum.

" ASLINDA YAPILACAK ŞEY HÜKÜMETİN BİR AÇIKLAMA YAPARAK 1 YILLIK GEÇİŞ SÜRESİ SONUNDA TURKEY YAZILI HİÇ BİR POSTA'NIN KABUL EDİLMEYECEĞİNİ DÜNYAYA AÇIKLAMASIDIR. HABEŞİSTAN BÖYLE YAPTI, ETİYOPYA OLDU. BİZ BÜTÜN LOGOLARIMIZI TÜRKİYE OLARAK YAZSAK YİNE DE TURKEY DİYENLERE ENGEL OLAMAYABİLİRİZ. BU NEDENLE, ETİYOPYA'NIN YAPTIĞI GİBİ, YUKARIDA AÇIKLANAN YOL İZLEMELİYİZ.

"Medyayı ve Hükümeti göreve davet edelim.
"Republic of Turkey = Hindi Cumhuriyeti" Bu ismi istemiyoruz. "Republic of Türkiye" olmali.

Bu kampanya sonuç alınıncaya kadar sürecektir. Elbet bir gün bu ülkenin adının Türkiye olduğu ve Turkey olarak gönderilen postaların alınmayacağı dünyaya ilan edilecektir. Uluslar arası toplantılarda Cumhurbaşkanımızın önünde Turkey (Hindi) değil "Türkiye" yazdığı günler gelecektir. Sadece eski Fotoğraflara bakarken Turkey yazısını görüp "Ne kadar duyarsız" olduğumuza şaşıracağımız günler gelecektir... siz de katılıyorsanız LÜTFEN bu mesajı olabildiğince çok dağıtın....

Melih AKGÜNGÖR İstanbul Valiliği Protokol Müdürü (212) 455 55 00

 

 

3月3日

FİLİSTİN - PALESTINE :(

 

 

TIKLA VE DİNLE...!!!

 

http://www.firaset.biz/video/klip/filistin/cocuk.WMV

 

BABAM DİYORLAR Kİ; SEN SUÇLUSUN..

BABAM SEN SUÇLU DEĞİLSİN..

BABAM SENİ BENDEN NEDEN ESİRGEDİLER..

 

SENİ TUTUKLADILAR..

BENİ BİR KEZ ÖPMEDEN,

ANNEMİN GÖZYAŞLARINI SİLMEDEN..

 

ANNE..!

HER SABAH YANAKLARINDA GÖZYAŞI GÖRÜYORUM..

FİLİSTİN HERŞEYE LAYIK DEĞİL Mİ..?!

HERGÜN GÜNEŞE SESLENİYORUM..

 

ANNE..!

BABAMI BİR KEZ DAHA GÖREBİLECEK MİYİM..?

YOKSA..

YOKSA KIYAMETE KADAR BİR DAHA GÖREMEYECEK MİYİM..?

YOKSA ANNEMİN GÖZYAŞLARI KIYAMETE KADAR AKACAK MI..?

 

BABA, NEREDESİN..?!

NEREDESİN EY EZİLMİŞ ÇOCUKLUĞUM..?!

BABAMI HİÇ ÖPMEDİM GÜNEŞ DOĞDUGUNDAN BERİ..

BAYRAMLAR BAYARMI, ŞENLİKLER ŞENLİĞİ KOVALIYOR..

ŞEHİD ÜSTÜNE ŞSHİD DÜŞÜYOR..

BABAM DEMİR PARMAKLIKLAR ARASINDA,

KÖLELERİN TUTULDUGU YERDE DUVARLARIN ÖTESİNDE..

 

O GÜN NE ZAMAN..?!

PARMAKLIKLARIN PARÇALANACAĞI GÜN NE ZAMAN..?!

 

HER SABAH ÇOCUKLARINI ÖPEN BABALAR..!

HER SABAH ÇOCUKLARINI ÖPEN BABALAR..!

 

ÇOK ŞEY Mİ İSTİYORUM..?!

ÇOK ŞEY Mİ İSTİYORUM..?!

 

UTANIN..!

UTANIN..!

UTANIN..!

 

VE BABAM DEMİR PARMAKLIKLAR ARKASINDA..

BABAMI İSTİYORUM..!

BABAMI İSTİYORUM..!

BABAMI İSTİYORUM..!

2月25日

99 MİLYAR SALAVAT KAMPANYASI..!!!

 
 
ARKADAŞLAR MALUM BATI'da PEYGAMBER EFENDİMİZE YÖNELİK YAPILAN HAKARETTEN DOLAYI 99 MİLYAR ADET OKUNMASI PLANLANAN SALAVAT-ı ŞERİFE KAMPANYASI BAŞLATILMIŞTIR..

ONURLU OLAN MÜSLÜMANLARA ÇAĞRIDA BULUNULUYOR..
HAYDI HEP BİRLİKTE EFENDİMİZE SAHİP ÇIKALIM..
BU KAMPANYAYA KATILALIM..
DUALARIMIZLA EFENDİMİZİN YANINDA OLALIM..

SLOGAN; "KUTSALIMIZ NAMUSUMUZDUR..!!"

AYRINTI AŞAGIDAKİ LİNKTE.. 


http://www.salavat.ravda.net/index.htm

2月18日

BEDİÜZZAMAN..

 
 
 
Risale-i Nur Külliyatından

1- Bismillah her hayrın başıdır. Sözler - 5

2- Ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum. Sözler -5

3- Herşey, Cenab-ı Hakk'ın takdiriyledir. Sözler - 468

4- Sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Mektubat - 227

5- Şu âlemde mü'minin mü'mine karşı en büyük yardımı dua iledir.Barla -247

6- Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Sözler -1 42

7- Ey arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahibsiz bir hayvan değildir.Mes-- 44

8- Cesed-i insan; havaya, suya, gıdaya muhtaç olduğu gibi, ruh-u insan da namaza muhtaçtır. Sözler - 778
9- Zulme rıza zulümdür; tarafdar olsa, zâlim olur. Kastamonu L. - 207
 
10- Dinleyen söyleyenden daha iyi anlar. Sözler - 355
 
11- Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlas ile kazanılır. Lem'alar - 152

 
12- Allah'a tevekkül edene Allah kâfidir. Mesnevi - 130
 
13- Nasihat istersen, ölüm yeter. Mektubat - 282

 
14- Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Lem'alar - 209
 
15- Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Sözler - 269

 
16- Sen başıboş olmadığın gibi, bu hâdiseler de başıboş olamazlar. Şualar -109
 
17- Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun! S - 271
18- Dünya seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alış-verişini yap, gel...Sözler - 204
 
19- Evet bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve ince bir sap ile koca bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiç bir şey ağır gelmez. Mesnevi - 94

 
20- Zamanın geçti kabirden başka mekânın var mı? Mesnevi - 96
 
21- Ömür kuşu da şimşek gibi geçmekte olup, seni kabir yuvasında hemen hemen nerede ise yumurtlamak üzeredir. B.Mesnevi - 222
22- Şimdiden görüyorum ki: Yakın bir zamanda ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Lem'alar -129
 
23- Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Lem. - 202

 
24- Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Mesnevi-119
 
25- Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, herşey dosttur. Mektubat -282
 
26- "Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz." Lem'alar - 163
27- Kabre gideceğini bil, öyle hazırlan. Lem'alar - 207
 
28- Lezzetlerin zevalinden sonra kalan dumanları, günahlarıdır. Mesnevi - 71
29- Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir. Sözler -147
 
30- İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş...Sözler - 329 
31- Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli. Sözler -727
 
32- Gördüm ki, ben bir yolcuyum. Uzun bir yola gidiyorum, yani gönderiliyorum. Sözler - 325
 
33- Ahbabın gittikleri âlem karanlıklı değil, yalnız yerlerini değiştirdiler; yine görüşeceksiniz. Lem'alar -250
 
34- Biz gidiyoruz, aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar,sevkiyat var. Lem'alar - 224
 
35- Merdane kabre bak, dinle ne taleb eder. Sözler -170
36- Kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur. Mek. -282
 
37- Hased, hased edeni yakar. Uhuvvet Risalesi - 38
38- Hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Sözler - 273
 
39- Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Mesnevi-123
40- Müslüman olduğumuza şükretmeliyiz. Sözler -19
2月6日

RABBİM BÖYLE KAHRAMANLARA LAYIK BİRER NESİL OLMAYI NASİP ETSİN (inş..)

 

YIL:1915

YER: İNCİ TAYYARE BÖLÜĞÜ HAVAALANI, ÇANAKKALE (GELİBOLU)

ADLARI MI? MEHMET, MEHMETCİK...

TEK VARLIKLARI CANLARI..!

BİZE NE Mİ ANLATIYORLAR..?

DİKKATLİ BAKIN ve KULAKLARINI AÇIN; BAS BAS BAĞIRIYORLAR..

VARLIĞIMIZ TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN..!!

 

RUHLARI ŞAD OLSUN.. (amin)

 

 

YEAR:1915

LOCATION: THE AIRFIELD OF THE 1st AVIATION COMPANY at CANAKKALE (GELİBOLU)

THEIR NAMES? MEHMET, MEHMETCIK..

THEIR ONLY WEALTH IS THEIR LIFE..!

WHAT DO THEY SAY TO US..?

LOOK CAREFULLY AND YOU WILL BEAR THEM SHOUTHING;

LET OUR SOULS BE A GIFT FOR OUR COUNTRY..!!

 

MAY THEIR SOULS REST IN ETERNAL PEACE.. (amen)

 

2月4日

BOYCOTT DANISH..

 
 
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) adına hakaret maksatlı yapılan karikatürlerin yayınlanıp yayınlanmaması ile ilgili CNN Web adresinde bi anket yapılmakta..
 
 
 
Yapılması gereken tek şey aşağıdaki linki tıklamak, ekranın biraz altındaki ankette "No"yu işaretleyip ardından "Volte"yi tıklamak..
 
 
 
Kendisini müslüman ve de mü'min olarak addeden hiçkimsenin bunu kabullenemeyeceği aşikar.. O halde aşağıdaki linki tıklayalım ve ankete hayır diyelim..
 
 
 
Unutmayalım; "BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR..!!"
 
 
 
İşte söz konusu link;
 
 
 
 
 danimarkadaki ankete katılıp "JA" yı tıklayalım ve "özür dilenmeli" diyelim.

http://www.bt.dk/nyheder/
 
Almanların meşhur Deutsche Welle adlı basın organı Hz. Peygamber'le ilgili son olay hakkında bir anket (Umfrage) düzenlemektedir. Şu anda, dini duygulara hakaretin düşünce hürriyeti çerçevesinde değerlendirilmesini savunan görüş açık ara önde gitmektedir. Aşağıda vereceğim adrese girerek karşınıza çıkan 3 şıktan 2. sini “Meinungsfreiheit endet generell dort, wo religiöse Gefühle verletzt werden.” işaretlemek suretiyle bu çılgınlığa engel olma noktasında sizin de bir katkınız olabilir. Ulaşabildiğiniz herkese bu bilgiyi iletin lütfen. Selamlar...

 

 

BBC internet sitesinde Efendimiz (sav)'a yapılan hakaretlerden dolayı bir anket yayınladı.
BBC sitesinde yayınlanan ankete katılıp, tepki ve düşüncelerinizi lütfen dile getirin

 

http://www.bbc.co.uk/turkish/indepth/story/2006/02/060202_forum_cartoons.shtml

 
 
 
 

 

 

 

Dear Editor,
I strongly protest you for publishing the caricatures which include elements of insult toward Islam’s Prophet Muhammad and of scorn toward Islamic believes.
You Europeans, remember that you learnt many things about human dignity, conscience, justice, rights and freedom from Prophet Muhammad and Muslims who followed his way. By this attitude, you have proved that you do not have any respects toward any values that you claim to support.
One day, mankind will call your ancestors to account for their history of imperialism and massacre in the whole world, and will find out your fascist and dogmatic pagan face. Then, will you be able to defend your shameful actions?
The Qur’an tells us not to insult believes and sacred values of anyone. It also says, “Do not be enemies to anyone except the oppressors.” And it calls us to work hard to act in a humanistic way.
Will you be able to understand the level of humanity in this call?
We refer you to God and to humanity’s conscience
.


Sayın editör,
İslam peygamberi Hz. Muhammed’e hakaret ve Müslüman inançlarına dönük aşağılama unsurları bulunan karikatürleri yayımladığınız için sizi protesto ediyorum.
Biz biliyoruz ve siz Avrupalılar da Unutmayın ki, insan onuruna, hak ve özgürlüklere, adalet ve vicdana dair bir çok şeyi Hz. Muhammed ve onun yolundan giden Müslümanlardan öğrenmiştiniz.
Savunduğunuzu iddia ettiğiniz hiçbir değere de saygınız olmadığını böylece ispat etmiş oldunuz.
İnsanlık, bir gün atalarınızın tüm dünyadaki sömürgeci, ve katliamcı sicilinin hesabını soracağı gibi, sizlerinde faşist ve dogmatik pagan yüzünüzün gerçeğini öğrenecek.
O zaman, yaptıklarınızdan utanacak bir yüzünüz kalacak mı?
Kuran bize, "hiç kimsenin inançları ve kutsallarına hakaret etmeyin", der. Ve ‘zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur' der. Ve insan olmak için çaba göstermeye çağırır.
Bu çağrıdaki insanlık düzeyini anlayabilecekmisiniz acaba?
Sizi Allah'a ve insanlığın vicdanına havale ediyoruz…

 

alıntı:  http://www.baygolge.com/fr

 

 

 
Danimarka'ya boykot neye mal oldu...?


Boykotun Maliyeti 510 Milyon Euro (YAZIYLA BEŞYÜZMİLYONEURO)
Danimarka gazetesi Jyllands-Posten'in Hz. Muhammed karikatürlerini
yayınlamasının ardından bu ülkeye başlayan boykot çığ gibi büyüyor. İşte
boykotun maliyeti.....
Danimarka gazetesi Jyllands-Posten'in Hz. Muhammed karikatürlerini
yayınlamasının ardından bu ülkeye başlayan boykot çığ gibi büyüyor.
Özellikle Arap ülkeleri Danimarka mallarının ithalini art arda durduruyor.
Danimarka Sanayiciler Konfederasyonu'nun (DI) açıklamasına göre iki aydır
süren boykotun ülke ekonomisine olan maliyeti 510 milyon Euro'yu buldu.
Boykotun devam etmesi durumunda ise en az 10 bin Danimarkalının işsiz
kalmasından endişe ediliyor.

Avrupa Birliği uyardı
Şirketler artık ürün etiketlerine "Danimarka Malıdır", yerine "AB Malıdır"
ibaresi koyuyor. AB Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi Peter Mandelson
ise "Danimarka'yı boykot etmek, tüm AB ülkelerini boykot etmek anlamına
gelir. Bu ikili anlaşmaların ihlalidir" diyerek Ortadoğu ülkelerine
yüklendi. Arap ülkeleri bu uyarıya cevap vermedi.

Türkiye dinlemedi
AB üyesi olma yolunda ilerleyen Türkiye ise Brüksel'in çağrısına adeta
meydan okuyarak Danimarka'ya "gizli" boykot başlattı. Bu süreç AKP Balıkesir
Milletvekili Turhan Çömez'in TBMM Genel Kurulu'nda 7 Şubat günü yaptığı
konuşmayla başladı. Karikatürlerin yayınlandığı ülkelerin mallarının boykot
edilmesine ilişkin çağrılar olduğunu anımsatan Çömez, Türkiye'de 300 bin
insülin hastası bulunduğunu, insülin piyasasının yüzde 60'ının, Danimarka
firması olan Nova Nordisk'e ait olduğunu ve bunun 50 milyon euro'luk bir pay
anlamına geldiğini söyledi.

'Boykot' çağrısı
Doktor olan Çömez, "Pek çok meslektaşım, bir demokratik tepki olarak, bu
firmanın muadili bir başka marka insülini reçete etmeye hazırlanıyor. Sağlık
Bakanlığı, bu firmayla yapılmış sözleşmeleri bir kez daha ele almalı diye
düşünüyorum" dedi. Çömez'in konuşmasından tam
8 gün sonra Nova Nordisk, Türkiye'de 200 milyon İsveç kronu (32 milyon
dolar) tutarındaki bir sözleşmenin feshedildiğini ilan etti. internet
sitesinde "Danimarka gazetelerinde Hz. Muhammed karikatürlerinin
yayınlanmasının kınandığı" bir bildiri yayınlayan şirket, boykotun
yatırımlarını olumsuz etkilediğini duyurdu. Türkiye'nin, Danimarka'ya
uyguladığı boykotun AB nezninde sıkıntı yaratmasına kesin gözüyle bakılıyor.


Kaynak: http://www.madalyon.gen.tr
 
2月2日

CENNET & CEHENNEM

 

 

 

 

 

CENNET

Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün. (İnsan Suresi, 20)

Cennette müminlere zevk olarak birçok güzel yiyecek ve içecek sunulur (Mürselat Suresi, 43). Allah, cennetteki müminlere "istek duyup arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol" (Tur Suresi, 22), ayrıca canlarının çektiği kuş etinden (Vakıa Suresi, 21) de sunacaktır. Üstelik rızıkların bitip tükenmesi de olmayacaktır (Sad Suresi, 54). Kuran'da altından ırmaklar akan, yemişleri ve gölgelikleri sürekli olan (Rad Suresi, 35) cennetteki yemyeşil bahçelerde (Rahman Suresi, 64), dalları devşirmesi kolay meyvelerle yüklü (İnsan Suresi, 14), üstüste dizilmiş eşsiz meyveleri sarkmış ağaçlar tarif edilmiştir (Vakıa Suresi, 28-29). Allah'ın cennetle ilgili ayetlerde en çok bahsettiği doğal güzelliklerden biri de durmaksızın akan sular ve pınarlardır. (Rahman Suresi, 66)

Ayrıca içinde bozulmayan sudan, tadı değişmeyen sütten ve süzme baldan içenlere lezzet veren ırmaklar bulunacaktır (Muhammed Suresi, 15). Cennetteki nimet ve güzelliklerin bir kısmı dünyadakini andırırken bir kısmı ise daha önce hiçbir insanın görüp bilmediği "çeşit çeşit inceliklere ve güzelliklere" sahip olacaktır. (Rahman Suresi, 48) Hayal gücümüzün çok ötesinde, Allah'ın sonsuz ilmiyle hazırlanmış birçok güzellik ve nimet müminleri beklemektedir. Çünkü Allah orada her dilediklerinin onların olacağını müjdelemektedir. (Şura Suresi, 22)

Cennetteki müminler çok güzel meskenlerde yaşayacaklar (Tevbe Suresi, 72), bu meskenlerde özenle işlenmiş mücevher tahtlar üzerinde yaslanarak oturacaklardır. (Vakıa Suresi, 15-16) Cennette müminlere müjdelenen diğer nimetlerden bir kısmı da şöyledir:

Çevrelerinde gümüşten billur kaplar, kupalar dolaştırılır. (İnsan Suresi, 15)

Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. (İnsan Suresi, 12)

Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir... (İnsan Suresi, 21)

Elbette dünyada da insan için en büyük nimetlerden biri sevdiği, zevk aldığı insanlarla beraber olabilmektir. Müminler henüz dünya hayatındayken dahi Allah'a içten bağlı, takva sahibi kardeşleriyle beraber olmaktan büyük bir zevk alırlar. Bu fıtratla yaratılan müminler için cennette de sevdikleri bu insanlarla birlikte yaşayabilecek olmaları son derece büyük bir şevk kaynağıdır. Üstelik bu birliktelik yıllarla sınırlı değil, sonsuz bir birliktelik olacaktır. Allah salih kullarının cennette de sevdikleri insanlarla birlikte olabileceklerini şöyle müjdelemiştir:

Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) "Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Rad Suresi, 23-24)

Allah müminlere, cennette nefislerinin arzuladığı şekilde eşler de verecektir. Bu, Kuran'da "orada onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır..." (Nisa Suresi, 57) ayeti ile bildirilmektedir. Cennetteki eşler, "Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık." (Vakıa Suresi, 35) ayetinde bildirildiği gibi, dünya hayatının eksikliklerinden arınmış bir halde yepyeni bir yaratılışla yaratılacaktır.    Allah müminlerin ve eşlerinin gölgeliklerde ve tahtlar üzerinde yaslanmış olarak "sevinç ve mutluluk dolu bir meşguliyet" içinde olduklarını bildirmektedir (Yasin Suresi, 55-56).

Cennetteki kullarını nimet üstüne nimetle ağırlayan Allah, herşeyi insanın en zevk alacağı şekilde yaratmıştır. Orada Allah müminlerin her dilediklerini yaratarak onları ödüllendirmektedir. "Orada diledikleri herşey onlarındır. Katımızda daha fazlası da var." (Kaf Suresi, 35) ayetiyle insanın isteyebileceğinden, hayal edebileceğinden fazlasını cennette vereceğini de bildirmektedir.

Allah cennetini özletmek ve insanların Allah'ın rızasına göre yaşamasını sağlamak için dünyayı bilhassa eksikliklerle dolu yaratmıştır. Cennete göre nimetleri az olan bu dünyanın en önemli eksikliklerinden biri de, herşeyin bir sonunun olmasıdır. Ayrıca inkarcılara Allah'ın verdiği bir bela daha vardır ki, dünyaya bağlanıp ahireti unutmaları dolayısıyla, buradaki en güzel şeylerden dahi bir süre sonra artık bıkarak zevk alamaz hale gelirler. Oysaki cennet, güzelliklerle dolu olan, bıkmadan ve yorulmadan tüm bu nimetlerin her birinden en fazla lezzetin alınacağı bir mekandır. Müminlere aynı dünyada olduğu gibi, cennette de bir bıkkınlık dokunmayacak ve üstelik hiçbir yorgunluk da kesinlikle hissetmeyeceklerdir. (Fatır Suresi, 35)

 

 

 

 

 

 

 

CEHENNEM

İnsanlar arasında, cehennemde bir süre kalıp sonra cennete gireceklerine dair batıl bir inanç vardır. Oysa cehennemin en korkunç özelliği azabın asla son bulmayacak olması, oradan çıkışın sonsuza kadar hiçbir şekilde mümkün olmamasıdır. Kuran'da böyle batıl bir inanca sahip olanların korkunç bir yanılgıda oldukları açıkça ifade edilmektedir:

Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?" Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.  (Bakara Suresi, 80-82)

Kilitlenmiş kapıların ardında yaşanacak azap ise dünyada asla tahmin edilemeyecek bir azaptır. Kuran'ın bize tarif ettiğine göre, cehennem; dar, gürültülü, karanlık ve dumanlı bir mekandır. Hücreleri kavuran sıcaklığı, iğrenç yiyecek ve içecekleri ile azabın en ince ayrıntılarıyla sergilendiği son bir varış yeridir. Cehennemde her anın çok yönlü işkencelerle dolu olduğu bir hayat söz konusudur. Cehennem ehlinin gözü, en dehşet verici ve iğrenç görüntüleri görecek; kulağı korkunç ve acı verici sesler, uğultular, gürültüler, çığlıklar, inlemeler, haykırışlar duyacak; burnu olabilecek en pis ve tiksinti verici kokularla dolacak; dili en iğrenç tatları, en dayanılmaz acıları hissedecek bununla birlikte tüm bedeni yanıp-kavrulacaktır.

Cehennem ehlinin yüzlerini ateş bürüyecek, başları üzerinden kaynar sular dökülecek, alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacaktır. Ve bu azapların tamamı hiçbir kesinti ve hafifleme olmadan sonsuza dek sürecektir.

Alevli ateş insanları her yandan sarıp kuşatmıştır. Allah, cehennemdekiler için ateşten elbiseler biçildiğini (Hac Suresi, 19), giyimlerinin katrandan olduğunu (İbrahim Suresi, 50) ifade ederek, onların azapla ne kadar içiçe olduklarını haber verir. Yanan derilerinin yerine yenileri yaratılır (Nisa Suresi, 56) ki; böylece ateşin verdiği acı hiç hafiflemeden devam  eder. Bu haldeyken, zincirlere vurulur, tasmalandırılır, elleri boyunlarına bağlı olarak ateşin en dar ve sıkışık yerine atılırlar. (Furkan Suresi, 13) Ateşten yataklara yatırılırlar, üzerlerine örttükleri örtüler bile ateştendir.

Bu azaptan kurtulabilmek için sürekli feryat ederler, yalvarırlar, ama kendilerine cevap bile verilmez. En azından, bir günlük de olsa azabın hafifletilmesini isterler, ama yine aşağılanma ve azapla karşılık görürler.

Sonsuz bir yaşamın süregeleceği cehennemde insanlar tabi ki acıkacaklar, susayacaklardır. Ancak dünyada elleriyle yaptıklarının karşılığını, ahirette bu şekilde alan insanlar, yiyecek olarak yalnızca zakkum ağacını ve darı dikenini bulabileceklerdir. (Gaşiye Suresi, 6) İçecek olarak ise irin ve kaynar sudan başka bir şey olmayacaktır (Nebe Suresi, 24-25). Bunun yanında bu yiyecek ve içecekleri boğazlarından geçirmeyi başaramayacaklardır (Müzzemmil Suresi, 13). Boğazı tıkayıp kalan bu yemeklerden hiçbiri doyuran, açlıktan koruyan yiyecekler değildir (Gaşiye Suresi, 7).

Orada ateşten çıkmak isterler, ama ondan çıkamazlar; içine girdikten sonra artık geri dönüş yoktur. Öyle ki, insanlar bu şiddetine dayanamadıkları azap karşında yok olmayı isteyeceklerdir. Ancak orada insan ne ölecek, ne de dirilebilecek, her yandan ölüm gelecek ama ölmeyecektir. (İbrahim Suresi, 17) Kazandıklarının dışında başka bir şeyle cezalandırılmayacak olan cehennem ehlinin azabı hafifletilmeyecek ve onlar gözetilmeyeceklerdir.

Cehennemdeki ateş öldürmez, yalnızca acı çektirir. Kişi bunun sonsuza kadar süreceğini bilmenin verdiği dayanılmaz çaresizlik, umutsuzluk ve yıkım içinde olacaktır. Azabın bir başka yönü de, özellikle insanların dünyadayken en değer verdikleri; kibirlerini, alaycılıklarını, gururlarını yansıttıkları yüzlerinin yakılmasıdır. Üstelik yüz, tüm duyu organlarının birarada olduğu, acının en şiddetli hissedildiği yerlerden biridir:

Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: "Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve Resûl'e itaat etseydik." (Ahzap Suresi, 66)

Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler. (Müminun Suresi, 104)

Şimdi aynada yüzünüze bakın ve cehennemde yüzünüzün ateşte evrilip çevrilmesini istemiyorsanız sakın dünyada bulunuş amacınızı ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmadığınız takdirde mutlaka cehennemle yüzyüze geleceğinizi unutmayın.

Cehennemde insanlar buraya kadar anlattığımız fiziksel acıların yanında aşağılanıp-horlanma, rezil olma, pişmanlık, çaresizlik ve ümitsizlik gibi manevi azaplarla da kıvranacaklardır

İşte Allah'ın kullarını, yaşadıkları bir ömür boyunca çok çeşitli yollarla uyarıp korkuttuğu, tüm detaylarını daha dünyadayken bildirdiği ve kendilerini sakındırdığı cehennem böyle bir yerdir. Dünya üzerinde cehennemle uyarılıp korkutulmamış, sonsuz azaptan habersiz olduğunu söyleyebilecek hiç kimse yoktur. Allah o gün insanların yaşayacakları pişmanlığı bize bildirmiştir:

O gün cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda? Der ki: Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim. (Fecr Suresi, 23-24)

1月23日

BEN ŞEHİT MİYİM, HAİN Mİ..?!

 

 Dalgalan şafaklar gibi sen de ey nazlı hilal!

 

 

1972 doğumluyum...

Şehidim, 1992''den beri....

Komando er olarak Diyarbakır''in Kulp ilçesinde görev yapıyordum.

Devriyeden dönüyorduk.

Ansızın üzerimize el bombaları fırlattılar; kurşun yağdırdılar. Karşılık verdik...

Teröristler kaçtılar...

Baktım ki teğmenim yaralanmış..

Gittim onu kucağıma aldım ve askeri cipe doğru götürmeye başladım.

Ansızın dünyam karardı...

Bir kurşun, kafamin sağından girip solundan çıktı...

Kucağımda teğmenim, yola devrildim...

Kanım toprağa yayıldı...

Ben ne suç işledim?

Ben Şükrü Eraslan...

Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Büsürüm Beldesi'ndenim...

Ailem ve akrabalarım düğün dernek ederek yolladılar beni askere...

Milletim ve vatanım için...

Diyarbakır'ın kırsalında bir suikast silahı ile beynimi parçaladılar...

Soruyorum şimdi size: Suçum neydi benim?

Soruyorum Başbakanıma, dışişleri bakanıma:

Ben şehit miyim, hain miyim?

Ben şehit isem beni vuranlar neci?

Millet de sorsun bunu …

Güneydoğu'da yolu kesilen, pusuya düşürülen, saldırıya uğrayan ve bu nedenle can veren askerler suçlu mudur?

Onlar, oralara gidip bu ülke uğruna canlarini vermekle hainlik mi etmişlerdir?

Sakın, bu nasıl soru demeyin...

Bakın iki günde beş arkadaşımı daha vurdular...

Vuranlar mı doğru vurulanlar mı?

Cevabını başbakanımız versin...

Çünkü, bizi hatırlayan yok...

Bütün övgüler, bütün televizyonlar, bütün gazeteler çetecilere...

Öyle değil mi ey halkım, öyle değil mi?

Bize vuranlara devlet töreni düzenleniyor…

Ben Şükrü Eraslan...

Büsürüm Beldesi''nden...

Taşı sıksam suyunu çıkartırdım.

Bu vatan uğruna bin canım olsa binini de verirdim...

Çünkü, biliyordum ki ölürsem şehit olacağım...

Gel gör ki şimdi şaşkınım...

Çünkü, beni Kanas tüfeğiyle vurduranlar; devletimizi yönetenler tarafından neredeyse törenle kabul ediliyorlar...

Bütün övgüler onlara...

Suikastçinin akıl hocalarının siyasi hakkı, kültürel hakkı...

Soruyorum başbakanıma:

Ya benim yaşama hakkım...

Bundan büyük hak olur mu?

Neden kimse onu savunmaz?

Neredesin komutanim?

Ben Şükrü Eraslan! Komando er...

Tokatlı...

Isparta'da eğitimde iken bana ne demiştin komutanım?

Siz bu milletin göz bebeğisiniz.

Ölürseniz şehit, yaşarsanız gazi olacaksınız....

Öyle mi komutanim?

Beni vuranlara, şimdi en üst yöneticiler gülücükler yolluyor...

Kanas silahını kullanan, neredeyse kahraman ilan edilecek...

Herkes onların kültürel haklarının peşinde...

Benim yaşama hakkımı düşünen bile yok.

Neden bizi kandırdınız kumandanim?

Ve neredesiniz?

Resmim size yadigar

Ben Tokatlı komando er Şükrü Eraslan!

Bir nisan günü Kulp'ta, pusuda kaldım...

Şu an o kurşun yarasından daha derin bir yaram var.

Kendimi fena halde aldatılmış hissediyorum.

Binlerce arkadaşım adına...

Kanı ile yeri sulayan; arkasından ağıtlar yakılan

Türk bayrağına sarılı tabutları ile giden arkadaşlarım adına...

Diyorum ki resmime bakın, bir karar verin:

Ben Şehit miyim, hain miyim?.

Serkan Alper

1月17日

ALLAH'a EMANET YAŞIYORUZ İŞTE..!!

KİME EMANET..!!


Hak Nebi’nin diline nifak sayılmış emanete ihanet, Tohum toprağa,yavru yuvaya,yuva anaya emanet,

 

Şak şak olmuş toprak suya,su buluta emanet, Yusuf kuyuya,Mısır Yusuf’a emanet,

Hak Nebi mağaraya,Medine Hak Nebi’ye emanet, İbrahim ateşe,İsmail bıçağa emanet, Ne bıçak, ne ateş, ne kuyu, ne de mağara etmedi ihanet, Asrın İbrahimleri sana emanet!

 

Arkadaş!Gel sen de bir kor gibi yak sineni, Çünkü hepsi Allah’a emanet. İçine doğru derinleş,dibi görünmeyen bir kuyu ol, Sakla Yusufları koynunda, Yusuflar sana emanet!

Mağarada yılan olma, Güvercin gibi vefalı,örümcek gibi tehlikelere perdedâr ol, Mağara gibi al Muhammedi’leri,al yedi genci,al bütün bir gençliği…

 

Hz.Sümeyrâ, Hak Nebi’yi evlâtlarına emanet etti. “Sakın O’na bir şey olursa eve dönmeyin” dedi. Dönmeden emanete sahip çıkamayacaklarını anlayınca vazgeçtiler eve dönmekten. Evlerinden çıkamayanlar neyin emanetçisi acaba?

 

Bilecik İstasyonunda yaşlı ana,oğlunu cepheye uğurlarken ona; “Oğlum babanı Dİmetoka’da, dayını Şibka’da, ağabeylerini Çanakkale’de kaybettim, Sen benim son yongamsın, sen de dönmezsen ben Allah’a emanet!” diyordu. Ve ilâve ediyordu “Git, sen de git! Minareler ezansız, camiler Kur’ân’sız kalacaksa, sen de git.” Ezan, Kur’ân ,Vatan kime emanet?

 

Galiçya’da , Şibka’da, Dimetoka’da kalanların evlatları kime emanet? “Ben sağ dönseydim uğrunda öldüğüm Kur’ânı, Canımdan çok sevdiğim, İslâm’ı yavruma öğretirdim” diyen Ve fakat şimdi mabet yüzü görmeyen bu şehit evlatları kime emanet?..

 

Cafer-i Tayyar şehit olmuştu, Hak Nebi geldi, yetimlerinin başını okşadı ve ağladı. Baş okşayan kim? Gözyaşı kime emanet? Cephede kanlar içinde son anlarını yaşarken, vücudundan kanlı kurşunu çıkarıp; “Arkadaşım Memiş, şunu al oğluma emanet et. Ben yaşadığım müddetçe vazifemi yaptım, inandığım mukaddesler uğruna can veriyorum. Senden de bunun hakkını vermeni istiyorum dediğimi ilet.” Mukaddes kurşun kime emanet!

 

 Sütçü İmamım!İki bacımızın yaşmağını aldılar diye Maraş’ı kana buladın. Senin şuurun kime, yaşmak kime emanet? Şair Hz. Amine’ye, “Ey Ebva’da yatan ölü, Bahçende açtı dünyanın en güzel Gül’ü,” Derken bahçe kime, Gül kime emanet? Bilâller, dem tutan bülbüller nerede? Arkadaş! Gül de,bülbül de, bağ da, bahçıvan da, Bıçak altındaki İsmailler, ateş içindeki İbrahimler, kuyudaki Yusuflar, Şu gerideki isimsiz kümbet, şu ilerideki ıssız mabet,

 

Unutma hepsi sana emanet!!!

 

C.CÜNEYD

1月3日

İŞTE SÖZDE OLMAYAN ERMENİ MEZALİMİ..!!

 
 
26 Subat günü Türk dünyasi ve Azerbaycan için en acili günlerden biri olmanin yanisira ayni zamanda insanlik tarihi için de kelimenin tam anlamiyla siyah bir sayfadir. Bundan 13 yil önce, yani 26 Subat 1992'de Azerbaycan'in Hocali kentinde sivil halka karsi Ermeniler tam anlamiyla bir katliam yapmislardir.Bugün sözde soykirim iddialariyla Türkiye'yi suçlayan Ermenistan'in Devlet Baskani Robert Koçaryan'in direktifleri dogrultusunda Ermeniler Azerbaycan'in Karabag bölgesinde 7 bin kisilik nüfusa sahip ve cografi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocali kentini ele geçirmek için 25 Subat gecesi katliam gayesiyle harekete geçmistir.Hocali'nin isgali sonucu sivil, eli silahsiz, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadin, ihtiyar ve genç ayrimi yapilmadan Ermeniler tarafindan katledilmistir. Resmi verilere göre, o gece 613 kisi hunharca katledilmis; bunlardan 83 çocuk, 106 bayan acimasiz yöntemlerle iskence yapilarak öldürülmüstür. Ayrica, 487 kisi agir yaralanmis ve 1275 kisi ise rehin alinmis, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla caninin kurtarmistir. 26 çocuk tamamen ve 130 çocuk ise kismen oksuz kalmistir. Ermeniler sehitleri özel acimasizlikla, gözlerini oyularak, kafataslarinin derisini soyarak ve vücutlarinin farkli organlarini keserek öldürmüstür. Küçücük çocuklarin gözleri oyulmus, hamile kadinlarin karinlari yirtilmis ve insanlarimiz diri diri topraga gömülmüstür. Hatta sehitlerin bir çogunun cesetleri yakilmistir.Türkiye’yi sözde soykirim iddiasi ile suçlayan Ermenistan yetkililerinin daha 13 yil önce Hocali’da gerçeklestirdikleri katliam Miloseviç’in Temmuz 1995’de Bosna’da gerçeklestirdigi Serebrenitsa katliami ile benzesmektedir. Bilindigi üzere, Serebrenitsa katliami Eski Yugoslavya Uluslararasi Savas Suçlulari Mahkemesi’nce SOYKIRIM olarak kabul edilmistir. Ermenilerin Hocali’da Azerbaycan halkina karsi yaptiklari toplu imha 9 Aralik 1948’de Birlesmis Milletler (BM) tarafindan kabul edilen Jenosit Sözlesmesinin 2. maddesinde yer alan “milli, etnik, irki veya dini bir grubu kismen veya tamamen imha etme” biçiminde tanimlanan Jenosit/Soykirim kavrami ile tamamen örtüsmektedir. Ermenilerin Hocali’da yaptiklari katliam BM Jenosit Anlasmasinda, jenosidin gerçeklesmis sayilacagi kosullari sayan 2. maddesinde yer alan bes sikkinin ilk ikisi ile uyum göstermektedir. Ilgili maddede soykirimin gerçeklesmesi Ilgili maddede soykirimin gerçeklesmesi için bu siklarda düzenlenen eylemlerden birinin yeterli oldugunu belirtilmektedir. Ermenilerin Hocali’da yaptiklari toplu katliam BM Jenosit Anlasmasinda jenosidi düzenleyen 2. maddenin a) sikkinda yer alan “bir grubun üyelerinin katledilmesi” ve b) sikkinda yer alan “grup üyelerine bedeni ve akli açidan ciddi biçimde zarar verilmesi” kosullari ile birebir uyusmaktadir

http://www.azatyurt.com/Hocali%20Katliami.htm
 
 
bu Türk halkına 13-14 sene önce yapılanlar.. :!:
1.dünya savaşı öncesinde ve sırasında yapılanlarıda ben ve benim gibi dedelerinden nenelerinden dinleyen torunlar biliyor.. :!:

 

HER DOĞAN ÇOCUĞUNA VATAN DİYE AĞRI DAĞINI GÖSTEREN YERYÜZÜNE TÜRK DÜŞMANLIĞI İÇİN GELMİŞ MEZRALILAR, MAĞARALILAR HINÇAK, TAŞNAK VE ASALA İLE TÜRK KAFA AVCILIĞINA SOYUNDULAR. ASALADAN SONRA HOCALIDA BEBEKLERİN ÖLÜSÜNÜN KAFASI EZİLMİŞ, HAMİLE KADINLARIN KARNI YIRTILMIŞ VE HUNHARCA KATLEDİLMİŞLERDİR. ERMENİLER BİLSİNKİ KÜRŞAD'IN VE BABEK'İN VE KÖROĞLU'NUN TORUNLARI BUNLARI ASLA UNUTMAYACAK.. :!: :!:

VE DAHİ UNUTTURMAYACAK..
:!: :!:

 
 

 
 
Ermeni birliklerinin 1877-1878 tarihindeki Osmanlı-Rus sınırı gerisine çekildikten sonra o bölgedeki Müslümanlar da aynı mezalime uğramışlardır. Sarıkamış'ta çalıştırılmakta olan 1800 Türk esiri birbirinin ardı sıra öldürülmüşlerdir. Sarıkamış, Kars, Gümrü, Kağızman, Ardahan ve Ahılkelek bölgeleri birer fecaat sahnesi olmuştur. Sarıkamış ve Kars yakılmıştır.

Bu bölgelerde yapılan ermeni Mezaliminin özeti şöyledir:

1- 29 Nisan 1918 tarihinde Gümrü'den 500 ile Ahılkelek'e nakledilmekte olan 3000 kadar kadın, ihtiyar, çocuk ve erkek yolda öldürülmüşlerdir.

2- 1000 asker, iki makineli tüfek ve iki toptan ibaret bir Ermeni kuvveti, Kağızman'ın doğusundaki Kulp (Tuzluca) ve Erivan bölgesindeki Müslüman köylerini yakıp yıkmış, kadın, çocuk ve erkeklerini öldürmüşlerdir.

3- 1 Mayıs 1918 tarihinde 100 kadar Ermeni atlısı Şiştepe (Revan'da bir köy), Dörkene (Gümrü'de bir köy) ve civarında 60 çocuk, kadın ve erkeği öldürmüşlerdir. 25 Nisan 1918 tarihinde Kars'ın doğusundaki Subatan köyünde büyük-küçük 750 Müslüman'ı balta ve bıçakla öldürdükten sonra ateşte yakarak şehit ettiler. Magosto ve Alaca köylerinde 100'den fazla kadın ve çocuk aynı şekilde feci surette öldürülmüşlerdir. Tekneli, Hacıhalil, Kaloköy, Harabe, Vagor, Yılanlı ve Kınak köyleri tamamen öldürülmüşlerdir.

4- 1 Mayıs 1918 tarihinde Ahılkelek çevresindeki Acaraça, Dangal, Mulanıs, Murcahit, Padıgna, Havur ve Kumrus köyleri yakılmış, halkı da tamamen öldürülmüştür. Arpaçay üzerindeki Kehorkinefski'nin kuzeyindeki Yoğurtlu ve Erivan'ın kuzeydoğusundaki Şamran ve çevresindeki köylerin halkı Ermeniler tarafından öldürülmüş, köyler tamamen yakılıp yıkılmıştır.

5- Kars'taki Türk esirlerinden bir kısmı Kars'ta ve bir kısmı da Gümrü'de süngü ile feci şekilde öldürülmüştür.

Bu cümleden olarak, Borçalı kazası merkezinden Matoyef imzasıyla III. Gürcü Piyade Tümeni Komutanlığına yazılıp aslı ele geçirilen 17 Nisan 1918 tarihli Rapor'da, Ermeni mezalimine ait aynen şu cümleler geçmektedir:

“Ermeniler, emre ve disipline bakmayarak birkaç Müslüman köyünü yaktılar. Bunu yapanlar bulunamadı. Abbastuman'dan ve Borcom'dan telgraf ve telefon görüşmeleri kesilmiştir. Bir tarafa çıkmak mümkün olmuyor. Köylüler bizden imdat istiyor, bende imdada gidecek kuvvet yoktur.(2)

Bundan başka Bakü (İslam) Cemiyet-i Hayriyesinin XXXVI. Kafkas Tümeni Komutanlığı'na gönderdiği mektupta da(3);

“Erivan vilayetindeki Müslümanların yok edilmekte oldukları, 30'dan fazla Müslüman köyünün yakılıp, halkının öldürüldüğü ve Erivan'dan kaçarak gelen yaralı ve hasta göçmenlerin sayısının günden güne çoğalmakta ve sefalet ve perişanlık içinde yüzmekte olduklarından, bunlara sığınacak ve barınacak yer gösterilmesi” istirham olunmaktadır.

Ermeni Birliklerinin bu vahşi davranışlarına karşı, Türk birliklerinin tutum ve davranışları hakkında Kutayıs valisi Çıkvişvili'nin Kutayıs vilayeti ile merkeze bağlı olan yerlere yazdığı telgraflardan dikkate değer bölümler aşağıya çıkarılmıştır.(4)

“Türkler kesiyor, öldürüyor, diye söylentiler çıkıyor. Ben size bildiririm ki, bu doğru değildir.

Türk Hükümeti ve Türk askeri kendi halinde duranlara, hiçbir şey yapmaz ve ilişmez. Mal ve mülkünü de koruyarak, kendilerine yardım eder. Halkın yerlerine gelmesini, sahipsiz kalan evlerdeki eşyalarına sahip olmalarını ve bunların zayi olmakta bulunduğunu, Türk Hükümeti bize bildiriyor.

Trabzon'dan ve Batum'dan askerler silahlarını atarak kaçtılar. Bu utanılacak bir şeydir. Bu husus Azergueti Muharebesinde pek fena bir şekilde görüldü. Muharebede büyük küçük herkes durumunu korumalıdır.”

Bundan Başka Borçalı (Tiflis İlinde) Müslüman Halkının uğraya gelmekte oldukları mezalimi Tiflis'te çıkan Albayrak gazetesinin özel sayısı açıkça ortaya koymakta ve halkın gönderdiği yardım dilekçeleri de, olup biten olayları anlatmaktadır.(5)

a) Barbarlık ve zalimliğin, aklın alamayacağı dereceye vardığı görülmektedir. Ahılkelek bölgesindeki Müslümanlara Ermenilerin yaptıkları mezalim hakkında Rus memurlarından I. Aksire Dairesi Müfettişi Haraşenko kendi el yazısı ile verdiği raporda olayları aşağıda olduğu gibi açıklamaktadır.(6)

“1917 Kasım'ından itibaren 1918 senesi 21 Mayıs'ına kadar Ermenilerin Ahılkelek Sancağında yerli ve sadık Müslüman halka yaptıkları vahşetleri açıklayacağım. Gerek yerli Gürcülerin bana anlattıklarına dayanarak ve gerekse bizzat olduğum olayları, gözlerim yaşlarla dolu olarak yazmaya başlıyorum:

Geçen sene Kasım ayı sonunda Akbabalı Sekiz Müslüman, yerlilerden ot satın almak üzere Bogdanofka köyüne geldiler (Şurası dikkate değer ki, o sıralarda güvenlik yerinde olduğundan Müslümanlar silahsız gezerlerdi). Bunu haber alan Hocabey köyü Ermenileri hemen sekiz Müslüman'ın etrafını çevirerek hançerlerle üzerlerine saldırıp dördünü öldürdükten sonra gözlerini oydular ve dillerini kestiler. Daha sonra, cesetlere çeşitli hakaretler yaptıktan sonra diğer dördünü de silahla öldürerek akbabalılara verdiler. Hançerlerle öldürdükleri dört cesedi yaktılar. 1918 yılı ocak ayında Ermeniler Müslüman köylerine saldırmaya başladılar. Önce (Silahlarınızı bize teslim ederseniz size hiçbir şey yapmayız) diyerek söz verdiler. Müslümanlar, Ermenilerin sözlerine inanarak silahlarını teslim ettiler. Halbuki Ermeniler yalan söylemişlerdi. Ermeniler, Müslümanların silahlarını aldıktan sonra Tospiya, Kokiya, Verivan, Tonokam, Kulilis, Pankana, Sogomakuvaşi, Alovejva ve Gümris köylerini yakıp yıktılar; köyleri zahire, hayvan ve bütün eşyalarını alıp götürdüler. Köy halkının bir kısmını hemen orada öldürerek, geri kalan kadın ve erkekleri esir alarak Ahılkelek kasabasına götürdüler. Orada bunlara 24 saatte bir funt (400 gramlar Rus ağırlık ölçüsü ) ekmek ile sudan başka hiçbir şey vermediler. Açlık ve pislikten esirler arasında tifo çıktı. Doktorlar esirlerin daha iyi beslenmeleri ve temiz tutulmaları için müracaat etmişlerse de Ermeniler dikkate almayarak Müslümanların hesapsız kırılmasına sebep oldular. Kimse yardım edemedi. Çünkü Ermeniler Müslüman esirlerinin kapatıldıkları binanın çevresine bile kimseyi bırakmıyorlardı.

İşte 21 Mayıs 1918 tarihinde Türk ordusu Kurzah köyünü işgal ettiği zaman Ermeniler kaçmaya başladılar ve esirlerin bulunduğu binayı yaktılar. Müslümanlar bu yıkıntılar altında kaldılar. Cesetlerin bir kısmını da çukurlara atarak üzerlerine kireç döktüler. Daha sonra da neft ile yaktılar.

İşte XX. Asırda medeni (!) Ermenilerin yaptıkları vahşet.”

İşte görülüyor ki, Ermeniler 1877-1878 Osmanlı-Rus sınırının batısındaki işgal altında bulunan topraklardaki Müslüman halka yaptıkları zulüm ve vahşeti, anılan sınırın doğusunda sakin, kendi iş ve güçleriyle uğraşan her türlü milli haklardan mahrum çaresizlere de uygulamakta devam ediyorlar. Bu imha planının muntazam kuvvetlerle yapıldığı, maksadın; çoğunluğu teşkil eden Müslümanların azınlık durumuna düşürülmesi ve hatta varlıklarının tamamen yok edilmesinden ibaret olduğu anlaşılıyor. Her ne kadar, Ermeniler, gördükleri zulüm karşısında çılgınlık ettiklerini iddia ediyorlarsa da, bu iddiaların yersizliğini (çürüklüğünü) 1877-1878 Rus sınırı doğusunda yapıldığı açığa çıkmış kanlı olaylar göstermektedir.

b) Özellikle meşhur Ermeni çete reislerinden Antranik müfrezesiyle Nahcivan çevresinde yaptığı katliamı hiç durmadan sürdürmüştü. Ermeni Başkomutanı bu katliamın sorumluluğunun kendisine yöneleceğini anlıyordu. Bu sırada Ermeni Kolordusu Komutanı General Nazarbekov'un I.Türk Kolordusu Komutanlığı'na ulaştırılmak üzere Ermeni Komisyonu Başkanlığına gönderdiği mektup yapılan mezalimin korkunçluğunu ve genişliğini göstermektedir. Generalin mektubuna ek olarak Ermeni Komisyonu'nun verdiği rapor, Ermeniler ile Müslümanlar arasındaki nefretin sebeplerini göstermektedir. Önemleri sebebiyle bu iki mektubun tercümesi aynen aşağıya alınmıştır.

Kaynak : Halil Kemal Türkgözü, Osmanlı ve Sovyet Belgeleriyle Ermeni Mezalimi,s.81-90

(1) Belgeler Dosyası, Belge No.31

(2) Belgeler Dosyası, Belge No.28

(3) Belgeler Dosyası, Belge No.29

(4) Belgeler Dosyası, Belge No.30

(5) Belgeler Dosyası, Belge No.32

(6) Krş. “Ahılkelekteki Türklere Ermenilerin Yaptığı Vahşet ve Kırgınlar,” Ermeniler Hakkında Makaleler-Derlemeler, Cilt II., s.279- 281; M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars İli ve Çevresinde Ermeni Mezalimi, s.50-51.
1月2日

ŞEHİTLERİMİZİ ve ONLARIN AİLELERİNİ UNUTMAYALIM..!!

 

 

ASKERLER VURULUNCA DEĞİL; UNUTLUNCA ÖLÜRLER..

 

ONLARI UNUTMAMAK DİLEĞİYLE..

 

LÜTFEN  AŞAĞIDAKİ LİNKİ TIKLAYALIM;

 

VE HİÇBİRŞEY YAPAMASAKTA ONLAR İÇİN HAZIRLANAN SİTEYE

 

Bİ 15dk.mızı AYIRALIM

 

 

http://www.sehitlerolmez.com 

 

 

12月22日

Hz. Muhammed (s.a.v.)

 

 

 

Hz. Muhammed'in Geleceğini Müjdeleyen Olaylar

 

 

SURE BAKARA

 [129] Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.

[130] İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.

[131] Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Âlemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.

 

SURE MAİDE

 [19] Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.

[20] Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey kavmim! Allah'ın size (lütfettiği) nimetini hatırlayın: zira O, içinizden peygamberler çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.

 

SURE EN'AM

[20] Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah'ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerine ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.

[21] Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler!

[22] Unutma o günü ki, onları hep birden toplayacağız; sonra da, Allah'a ortak koşanlara: Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız? diyeceğiz.

[23] Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" demekten başka bir şey olma

 

SURE A'RAF

[157] Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nur'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.

 

SURE SUARA

[196] O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır.

[197] Benî İsrail bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?

[198-199] Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi.

[200-201] Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk. Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

[202] İşte bu (azap) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.

[203] O zaman: Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba? diyeceklerdir.

 

SURE AHKAF

[10] De ki: Hiç düşündünüz mü şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkar etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini görüp inandığı halde siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız)? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

[11] İnkâr edenler, iman edenler hakkında dediler ki: "Bu iş bir hayır olsaydı, onlar bizi geçemezlerdi." Fakat onlar bununla doğru yola girmek arzusunda olmadıkları için "Bu eski bir yalandır" diyecekler.

[12] Ondan önce de bir rahmet ve rehber olarak Musa'nın kitabı vardır. Bu (Kur'an) da, zulmedenleri uyarmak ve iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap lisanıyla indirilmiş, doğrulayıcı bir kitaptır.

 

SURE FETİH

[29] Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kafirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vadetmiştir.

 

SURE SAFF

[6] Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler.

[7] İslâm'a çağırıldığı halde Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.

 

 


 

 

 

 

 

 

 

Die Verkündigung von Muhammads Mission

 

SURE AL-BAQARA

 

[129] "Und, unser Herr, erwecke unter ihnen einen Gesandten aus ihrer Mitte, der ihnen Deine Worte verliest und sie das Buch und die Weisheit lehrt und sie läutert; denn wahrlich, Du bist der Allmächtige, der Allweise.""

[130] "Und wer verschmäht den Glauben Abrahams außer dem, der sich selbst zum Toren macht? Denn Wir hatten ihn bereits im Diesseits auserwählt, und im Jenseits wird er gewiß unter den Rechtschaffenen sein.

[131] "Als sein Herr zu ihm sagte: ""Ergib dich!"" sagte er: ""Ich ergebe mich dem Herrn der Welten."

 

 

SURE AL-MA'IDA

 

[19] ""O Leute der Schrift, zu euch ist nunmehr Unser Gesandter nach einer Zeitspanne zwischen den Gesandten gekommen, um euch aufzuklären, damit ihr nicht sagen könnt: ""Kein Bringer froher Botschaft und kein Warner ist zu uns gekommen."" So ist nun in Wahrheit ein Bringer froher Botschaft und ein Warner zu euch gekommen. Und Allah hat Macht über alle Dinge.

[20] ""Und (damals) als Moses zu seinem Volke sagte: ""O mein Volk, besinnt euch auf Allahs Huld gegen euch, als Er aus eurer Mitte Propheten erweckte und euch zu Königen machte und euch gab, was Er keinem anderen auf der Welt gegeben hat.

 

SURE AL-AN'AAM

[20] "Sie, denen wir das Buch gaben, erkennen es, wie sie ihre Söhne erkennen. Jene aber, die ihrer selbst verlustig gegangen sind, glauben es nicht.

[21] Und wer ist ungerechter als der, der eine Lüge gegen Allah ersinnt oder Seine Verse für Lüge erklärt? Wahrlich, die Ungerechten erlangen keinen Erfolg.

[22] "Und am Tage, an dem Wir sie alle versammeln werden, werden Wir zu denen, die Götzen anbeten, sprechen: ""Wo sind nun eure Götter, die ihr wähntet?""

[23] ""Dann werden sie keine andere Ausrede haben als zu sagen: ""Bei Allah, unserem Herrn, wir waren keine Götzendiener.""

 

 

SURE AL-A'RAAF

[157] "Dies sind jene, die dem Gesandten, dem Propheten folgen, der des Lesens und Schreibens unkundig ist; dort in der Thora und im Evangelium werden sie über ihn (geschrieben) finden: er gebietet ihnen das Gute und verbietet ihnen das Böse, und er erlaubt ihnen die guten Dinge und verwehrt ihnen die schlechten, und er nimmt ihnen ihre Last hinweg und die Fesseln, die auf ihnen lagen. Diejenigen also, die an ihn glauben und ihn stärken und ihm helfen und dem Licht folgen, das mit ihm herabgesandt wurde, die sollen erfolgreich sein.

 

 

SURE ASCH-SCHU'RA'

 

[196] Und ganz gewiß steht dies in den Schriften der Früheren.

[197] Gilt es ihnen denn nicht als Zeichen, daß die Kundigen unter den Kindern Israels ihn kennen?

[198] Und hätten Wir ihn zu einem Nichtaraber herabgesandt,

[199] und hätte er ihn ihnen vorgelesen, würden sie (doch) nie an ihn geglaubt haben.

[200] So haben Wir ihn in die Herzen der Sünder einziehen lassen.

[201] Sie werden nicht an ihn glauben, bis sie die schmerzliche Strafe erleben.

[202] Doch sie wird unversehens über sie kommen, ohne daß sie es merken.

[203] "Dann werden sie sagen: ""Wird uns eine Frist gewährt?""

 

 

SURE AL-AHQAAF

 

[10] Sprich: "Sagt mir, wenn dies (der Qur'an) nun aber von Allah stammt, und ihr lehnt es ab, obwohl ein Zeuge von den Kindern Israels bezeugt hat, was ihm gleicht. - Er hat geglaubt; ihr aber seid allzu hochmütig!" Wahrlich, Allah weist dem ungerechten Volk nicht den Weg.

[11] Und die Ungläubigen sagen von den Gläubigen: "Wäre er (der Qur'an) etwas Gutes, hätten sie ihn nicht vor uns erlangt." Und da sie sich nicht von ihm leiten lassen, sagen sie: "Dies ist eine alte Lüge."

[12] Und vor ihm war schon das Buch von Moses eine Führung und Barmherzigkeit; und dies hier ist ein Buch der Bestätigung in arabischer Sprache, auf daß es diejenigen warne, die freveln, und denen eine frohe Botschaft (bringe), die Gutes tun

 

 

SURE AL-FATH

[29] Muhammad ist der Gesandte Allahs. Und die, die mit ihm sind, sind hart gegen die Ungläubigen, doch barmherzig zueinander. Du siehst sie sich (im Gebet) beugen, niederwerfen (und) Allahs Huld und Wohlgefallen erstreben. Ihre Merkmale befinden sich auf ihren Gesichtern: die Spuren der Niederwerfungen. Das ist ihre Beschreibung in der Thora. Und ihre Beschreibung im Evangelium lautet: (Sie sind) gleich dem ausgesäten Samenkorn, das seinen Schößling treibt, ihn dann stark werden läßt, dann wird er dick und steht fest auf seinem Halm, zur Freude derer, die die Saat ausgestreut haben - auf daß Er die Ungläubigen bei ihrem (Anblick) in Wut entbrennen lasse. Allah hat denjenigen, die glauben und gute Werke tun, Vergebung und einen gewaltigen Lohn verheiße

 

SURE AS-SAFF

[6] ""Und da sagte Jesus, der Sohn der Maria: ""O ihr Kinder Israels, ich bin Allahs Gesandter bei euch, der Bestätiger dessen, was von der Thora vor mir gewesen ist, und Bringer der frohen Botschaft eines Gesandten, der nach mir kommen wird. Sein Name wird AHmad sein."" Und als er zu ihnen mit den Beweisen kam, sagten sie: ""Das ist ein offenkundiger Zauber.""

[7] "Und wer ist ungerechter als der, der gegen Allah eine Lüge erdichtet und selbst zum Islam aufgefordert wird? Und Allah leitet kein ungerechtes Volk

 

 

Good signs of the Prophet's mission
 
 
SURAH AL-BAQARAH
[129] "Our Lord! Send amongst them a Messenger of their own, who shall rehearse Thy Signs to them and instruct them in Scripture and Wisdom, and sanctify them: for Thou art the Exalted in Might, the Wise."
[130] And who turns away from the religion of Ibrahim but such as debase their souls with folly? Him We chose and rendered pure in this world: and he will be in the Hereafter in the ranks of the Righteous.
[131] Behold! his Lord said to him: "Bow (thy will to Me):" he said: "I bow (my will) to the Lord and Cherisher of the Universe."
 
 
SURAH AL-MAIDAH
[19] O People of the Book! now hath come unto you, making (things) clear unto you, Our Messenger, after the break in (the series of) Our Messengers, lest ye should say: "There came unto us no bringer of glad tidings and no warner (from evil)"; but now hath come unto you a bringer of glad tidings and a warner (from evil). And Allah hath power over all things.
[20] Remember Musa said to his people: "O my People! call in remembrance the favour of Allah unto you, when He produced prophets among you, made you kings, and gave you what He had not given to any other among the peoples.
 
 
SURAH AL-AN'AM
[20] Those to whom We have given the Book know this as they know their own sons. Those who have lost their own souls refuse therefore to believe.
[21] Who doth more wrong than he who inventeth a lie against Allah or rejecteth His Signs? But verily the wrong-doers never shall prosper.
[22] One day shall We gather them all together: We shall say to those who ascribed partners (to Us) "Where are the partners whom ye (invented and) talked about!"
[23] There will then be (left) no subterfuge for them but to say: "By Allah our Lord, we were not those who joined gods with Allah."
 
SURAH AL-A'RAF
[157] "Those who follow the Messenger, the unlettered Prophet, whom they find mentioned in their own (Scriptures) - in the Law and the Gospel - for he commands them what is just and forbids them what is evil; he allows them as lawful what is good (and pure) and prohibits them from what is bad (and impure); he releases them from their heavy burdens and from the yokes that are upon them. So it is those who believe in him, honour him, help him, and follow the Light which is sent down with him, it is they who will prosper."
 
SURAH ASH-SHU'ARAA
[196] Without doubt it is (announced) in the revealed Books of former peoples.
[197] Is it not a Sign to them that the Learned of the Children of Israel knew it (as true)?
[198] Had We revealed it to any of the non-Arabs,
[199] And had he recited it to them, they would not have believed in it.
[200] Thus have We caused it to enter the hearts of the Sinners.
[201] They will not believe in it until they see the grievous Penalty;
[202] But the (Penalty) will come to them of a sudden, while they perceive it not;
[203] Then they will say: "Shall we be respited?"
 
SURAH AL-AHQAF
[10] Say: "See ye? If (this teaching) be from Allah, and ye reject it, and a witness from among the Children of Israel testifies to its similarity (with earlier scripture), and has believed while ye are arrogant, (how unjust ye are!) truly, Allah guides not a people unjust."
[11] The Unbelievers say of those who believe: "If (this Message) were a good thing, (such men) would not have gone to it first, before us!" and seeing that they guide not themselves thereby, they will say, "This is an (old), old falsehood!"
[12] And before this, was the Book of Musa as a guide and a mercy: and this Book confirms (it) in the Arabic tongue; to admonish the unjust, and as Glad Tidings to those who do right.
 
SURAH AL-FAT-H
[29] Muhammad is the Messenger of Allah; and those who are with him are strong against Unbelievers, (but) compassionate amongst each other. Thou wilt see them bow and prostrate themselves (in prayer), seeking Grace from Allah and (His) Good Pleasure. On their faces are their marks, (being) the traces of their prostration. This is their similitude in the Taurat; and their similitude in the Gospel is: like a seed which sends forth its blade, then makes it strong; it then becomes thick, and it stands on its own stem, (filling) the sowers with wonder and delight. As a result, it fills the Unbelievers with rage at them. Allah has promised those among them who believe and do righteous deeds, Forgiveness, and a great Reward.
 
SURAH AS-SAFF
[6] And remember, 'Isa, the son of Maryam, said: "O Children of Israel! I am the Messenger of Allah (sent) to you, confirming the Law (which came) before me, and giving Glad Tidings of a Messenger to come after me, whose name shall be Ahmad." But when he came to them with Clear Signs they said, "This is evident sorcery!"
[7] Who doth greater wrong than one who invents falsehood against Allah, even as he is being invited to Islam? And Allah guides not those who do wrong.
 
12月19日

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!! she is a lucky person who can call herself a Turk!

 

 

 

 

 

  

İSTİKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, O benim milletimindir ancak.
  
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!
  
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
  
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
  
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaad ettigi günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.  

 

Bastığın yerleri " toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
  
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
  
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim, inlemeli.
  
O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım,
Her cerihamdan ilahi boşanır kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım,
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
  
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal,
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal,
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal,
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet:
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!

 Mehmet Akif ERSOY

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
GEZDİĞİM, GÖRDÜĞÜM, YAŞADIĞIM ve YAŞAMAKTAN ASLA
 
BIKMAYACAĞIM TEK ÜLKE;
 
TÜRKİYE..!!
 
AŞIĞIM SANA TÜRKİYE..
 
 
 
 
 
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
"İki Mustafa Kemal vardır; biri ben, et
ve kemik geçici Mustafa Kemal...
İkinci Mustafa Kemal,
onu "ben" kelimesiyle
ifade edemem. O,
ben değil, bizdir.
O, memleketin
her köşesinde
yeni fikir,yeni
hayat ve büyük
ülkü için uğraşan
aydın ve savaşcı
bir topluluktur.
Ben onların rüyasını
temsil ediyorum.
Benim teşebbüslerim,
onların özlemini çektikleri
şeyleri tatmin içindir. O
Mustafa Kemal sizsiniz,
hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve
muvaffak olması gereken Mustafa Kemal odur."

M.KEMAL ATATÜRK
 
 
 
 
 
 
12月14日

KAFKASYA..

 

ÇEÇEN ÖĞRENCİLERİN KOMPOZİSYONLARI..

 

VATANIM

Evimi çok özlüyorum. Savaştan önce ülkemiz çok güzeldi. Çocuğunu, kocasını, veya vücudunun bir uzvunu kaybeden kadınlar ağlıyor. İnsanlarımız bir daha bu lanetli savaşın çıkmayacağını düşünerek evler yapmaya başladı. Evlerini kaybeden çok kişi ağladı. Bir zamanlar insanların içinde yaşadığı yıkılmış ev gördüğümde çok ağladım.

 

SAVAŞ ŞİİRİ

Savaş ne zaman çalışmaktan yorulur,

Çocukları öldürmek ve sakat bırakmaktan ne zaman vazgeçer ?

Bir zamanlar insan yuvaların bulunduğu yerde,

Bugün harabeler duruyor.

İsimsiz.

 

VATANIM

Ben Ali Makayev, Vatanımın savaştan uzak olmasını istiyorum. Çünkü 4 Kasımda bizim Urus-Martan’ımızı bombaladılar. 5 Kasımda ben ve küçük kardeşimle birlikte ailem, Çeçenistan’dan göç ettik. O günü ben hiç unutmam. Sizin çocuklar sıcak okullarda, bilgisayarlar başında okurken, ben soğuk bir çadırda okuyorum. Bu acımasız savaşın sivillere neden saldırdığını bilmiyorum.Ben, Putin’in bizim de canlı insanlar olduğunu anlamasını istiyorum. Putin vahşi katliamları görmüyor, o kral gibi Kremlinde oturuyor. Fakat, Putin’in benim vatanımdan ne istediğini anlamıyorum. Ben, bir çok sorunun cevabını istiyorum, ama sorularıma cevabını daha çok bekleyeceğimi sanıyorum. Ben, burada daha çok şey yazabilirdim, fakat şimdilik yazmayacağım. Bir şey daha söylemek istiyorum, kim olduğumu bilmeniz için. Ben, Vatanımı ve sokağımı seven, 4 sınıfta okuyan bir öğrenciyim. Ben, bu savaşın hiç olmamasını ve insanların barış içinde iyi yaşamalarını istiyorum. Allah yaşadıklarımı kimseye yaşatmasın.

Ali Makayev, 4’cü sınıf öğrencisi

 

VATANIM

Bizim Cumhuriyetimiz yeşil ve harika idi. Bizim Çeçenistan’da parklar, müzeler, hayvanat bahçeleri, tiyatrolar ve daha çok şey vardı. 1999’da lanet olası Putin Çeçenistan’a gelip, kendi ellerimizle yaptığımız, evleri, binaları ve hastaneleri bombaladı, çok sayıda insanımızı öldürdü. Bizim için bir insan bile çok. Bu bizim dördüncü kanlı çarpışmamız. Bütün insanlar zarar gördü. Çeçenistan’da hemen hemen hiçi bir sağlam ev kalmadı. Bizim yaptığımız güzel şeylerden hiçbir şey kalmadı. Ben Vatanımın savaştan öncesi olduğu gibi, güzel olmasını istiyorum.

 Aminat Tatarhanova, 6’cı sınıf öğrencisi

 

 

güneş saçlı çocuklar...
ışık saçtı etrafa,
gök yere değdi meraktan, yer titredi...
tutuştu, yandı alev alev...
anadolu sordu kimsiniz siz diye,
ateş saçan buz gibi gözler, nal sesleri kulağımda...
yüreğim kanadı ellerimi parçalarken...
sen tanımazsın dedim bizi, daha ne gördün ki...
kafdağının güneş saçlı, deniz yürekli atlılarıyız biz,
mutluluk dağıtırız insanlara, gözümüz yaş da olsa...
ve sevda taşırız yüreğimizde...
bir de hasret... ülkeme...

 

MERHABA..

 

 

 

Hiç düşündünüz mü yada bilen var mı içinizde; "merhaba" ne anlama geliyor diye..??

 

Çok ilginç ve bi okadar da sıcak bi anlamı varmış meğer..!

 

"merhaba" aslında Farsça kökenli bi kelime olup "benden size zarar gelmez" anlamına geliyormuş. Çok hoş değil mi..?!

 

Bunu öğrendikten sonra karşımdaki insana merhaba demek daha bi anlamlı oldu benim için..

 

Şu anda bu spaceyi dolaşan ve bu yazıyı okuyan herkese benden kocaman bi "merhaba"

 

alıntı: www.baygolge.com/fr

 

HİKAYELER

 
 
KADINLAR NEDEN AĞLAR..??
 
Küçük bir erkek çocuk annesine sordu; "Niçin ağlıyorsun ?" "Çünkü ben kadınım" diye cevapladı annesi. "Anlamadım !" dedi çocuk. Annesi çocuğunu kucaklayıp; "Ve hiç bir zaman da anlayamayacaksın!" dedi.
Çocuk bu sefer babasına; "Baba, annem niçin ağlıyor?" diye sordu.
Babanın cevabı; "Bütün kadınlar sebebsiz ağlayabilen yapıdadır"
Küçük oğlan büyüdü, yetişkin adam oldu ve hâlâ kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi. Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu. "Allahım!" dedi "Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?"
 
Allah dedi ki... "Ben kadınları ozel yarattım!...
Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar; doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim. Başkalarının kuvvetinin kalmadığında devam edecek azmi, ailesinin hastalığında yorgunluğa papuç bıraktırmayacak kudreti verdim. Her türlü ağır şart altında, ve hatta annelerini çok kötü incitseler de çocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor. Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onları erkeğin kalbini korumaları için yarattım. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim. Tek zayıflık olarak kadınlara birer göz yaşı verdim. Tamamen kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere.. İnsanlık için bir gözyaşı..." diye cevapladı.

Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne kendini ne şekilde taşıdığıdır. Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.

 
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ 
 
 
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
"Sırf senin hatırın için ey su" diye...

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
"Su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni
seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der.

Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben,
gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: "Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez."

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der.


Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" demek yetmemektedir...

 

 

 

 

 

 

Şimdi bu yazıyı hat sanatı gözlükleriyle seyredelim:


"La Muhammed La Mekka"

"Muhammed ve Mekke yok olsun"

 
 
Yahudi asıllı, gelirinin bazen bir kısmını bazen de tamamını İsrael'e vererek, Filistindeki vahşetin ve insanlık dışı o katliamın ortaklarından birisi de Coca Cola şirketidir. Üzülerek belirtmek gerekiyorkı; O şirketinde ayakta durmasını sağlayan yine biz müslümanlarız. Yani içtiğimiz her şişe cola ile Filistindeki kardeşimize bir mermi atmış oluyoruz bir nevi.
Coca Cola'nın ne anlama geldiğini düşündünüzmü hiç?
İşte bunun cevabı:

Coca Cola yazısını yansıtmalı olarak ters çevirdiğinizde arapça bir yazı teşkil etmektedir. Ve de bu yazıda "La Muhammed La Mekka" yazısı ortaya çıkmaktadır. "La" arapçada olumsuzluk ekidir. Yani bu cümle o zaman: "Muhammedi ve Mekke'yi ortadan kaldırmak" anlamını taşımaktadır. İnanmak güç ama ne kadar cahil olduğumuzu kendi gözlerimizle görmeye ne dersiniz?

 

KAYNAK: www.ravda.net

12月10日

EN SON NE ZAMAN GÜZEL BİR ŞEY YAPTINIZ..?!

myspace 
 
En son ne zaman güzel bir şey yaptınız? Sizce güzel nedir? Güzel olan iyi, doğru ve faydalı olandır. Peki en son ne zaman güzel bir şey gördünüz? Son zamanlarda göze güzel görünen ikonlardan başka bir şey göremiyoruz, duyuyoruz ama yaşayamıyoruz güzeli.

Çöldeyiz, dağların kabullenmediği Hz. Peygamber(Sallallahu Aleyhi ve sellem)’in nurunun, güzelliğinden parmaklar kesilen Hz. Yusuf (a.s.)’ın yırtılan gömleğinin, çarmıha gerildiği sanılan Hz. İsa (a.s.)’ın oniki imamının bulunduğu bir çöl. Onları telakki edebilme şansına sahipken karşımızı dahi göremiyoruz. Nitekim hepsi ahiretine bir şeyler katarken, biz çöle barajlar kurmuş, gökdelenler dikmiş, çölü yeşertiyoruz. Dünyada Cenneti yaşamayı, cebimize biraz daha para katmayı düşünüyoruz.
Son modayı, son teknolojiyi, son albümleri… takip ederken görmüyoruz; bu sonların sonunun olmadığını. Eskimeyen yeniyi unutuyor, Hz. Peygamber(Sallallahu Aleyhi ve sellem)’in çöldeki ayak izlerini kaybediyoruz. Pop şarkıların hüküm sürdüğü, arsız sevgililerin kuyruk salladığı ortamları geziyor, seyrediyoruz. Asıl güzeli yaşamaktan hatta duymaktan, kaçırıyoruz kendimizi. Öyle ki kafelere, pastanelere kapamışız kendimizi. “Ben” bizi sarmış, anlımızı seccadeye koymak düşündürür olmuş dimağımızı. Bir canı tefekkür etmek bedene dokunmaktan meşakkatli olmuş. Yolarımıza dikenler koyan, bizi nefs-i emmarenin eline düşüren ise şeytanın yandaşları imiş.
Hiç mezar taşına dokunmaktan imtina ettiniz mi? Bayramlarda yaptığımız(?) mezarlık ziyaretleri, onların hayıflanmalarını telakki etmemize kâfi olmuyor değil mi? Bunun içindir ki; “Mezardakilerin pişman oldukları şeyler yüzünden dünyadakiler birbirini kırıp geçiriyor.” diyor İmam Gazali.
Tohum toprağa düştüğünde gül yerine kaktüs yeşermeden, dillerde aminler yerine küfürler yükselmeden, kardeş kardeşe sevgi yerine kin beslemeden.. aklımızı elimize alalım bir saniye bile geçirmeden onu tamire başlayalım. Çünkü biz, Hz. Peygamber(Sallallahu Aleyhi ve sellem)’in nuru ile şereflenmiş, batıdan değil Osmanlıdan medeniyeti öğrenmiş, Allah için birbirini sevmeyi ibadet saymış, ruhunu su ile temizleyen, tebliğe gönül vermiş bunun için yaşayan, mücahitleriz..


ALLAH’IN SELAMI ÜZERİNİZE OLSUN

myspace
12月9日

YARDIM..!!

 

UNUTMAYALIM.. ŞİMDİ SIRA BİZDE!!

 

 

 

 

EN BÜYÜK YATIRIM, İNSANA YAPILAN YATIRIMDIR..!!
 
Image Hosted by ImageShack.us
 
 
Image Hosted by ImageShack.us
 
DENİZ FENERİ DERNEĞİ YARDIMLARINIZI BEKLİYOR..!!